HZ. MEVLANA DER Kİ:

Madem ki insansın,
Madem ki yaşıyor, duyuyor, düşünüyorsun.
Büyük hakikati bulmak için
Gönlünün idrakini duyacaksın.
Gönlünü şiirlere, sazlara söyleteceksin.
Bütün bunlara söyletemeyecek sırların varsa susacaksın...



Büyümek

Büyümek...
İhtiyaç duyanların yanında olabilmektir
ve artık ihtiyaç duymamaktır birşeylere.
Ve insan büyür ya yanlız ya birlikte birileriyle...
Artık büyümek istiyorum...
Ya da acelemi ediyorum özlenir mi çocukluk?
Bilemiyorum....

Ben kimim?

Öyle bir okul okuyun ki sonunda mezun olunca deyin ki vay bee!
Şehir ve Bölge Planlama böyle bir bölüm...
Plancı? Şehirci? Tasarımcı? Politikacı? Bürokrat? Emlakçı?....hangisi?

Çoğu bölüm mezun olunduğunda kişiyi bir şaşkın halin ortasında bırakır. Çünkü teori ve pratik taban tabana zıttır. Ama bunun farkına varmak için uygulamanın içinde yer almak gerekir.

Bizler şehir plancıları mevzu bahis insan ve o dahil ürettikleri ile yaşadığı yapay çevresi üzerine her ölçekten söz söyleme hakkına sahip kişileriz. Bu o kadar mukaddes ve keyif verici bir olay ki, yani siz bu organizmanın yani "şehir"in üzerindeki tüm müdahalelerde söz sahibisiniz.

Şehir... ve insan şehiri yapar... Bazen bir köşesinde huzur bulduğunuz yerdir ondaki, bazense sevincimizi çoşkuyla kutladığımız yerdir.... Ve bizler, her neresinden tutuyorsak bu işin koymaktır yerli yerine her şeyi.

Bir oyundur şehir,
parçalarını istediğin yere koymaktır,
özgürlüktür şehir,
nereye götürdüğünü bilememektir.
Ve bendir şehir,
kendini keşfekmektir.

Anlamıda değişir şehirin....Okumak vardır şehiri...ve ben yazmalıyım şehri....
Ama önce bakmalıyım keşfetmek için bana....ben kimim diye? sonra anlamalıyım....

Ya sence nedir şehir? ve sen kimsin?

insan ve vatan

İnsanların bazen kritik kararlar vermek zorunda oldukları haller olur. Bir çok konunun ve herbiri için verilmesi gereken kararlar dönemi. Böyle bir durumda ne yapılır önüne gelen ve her biri başka bir telden çalan bu konulara yerinde hamlelerle müdahale etmek durumunda olan insanoğlu zor durumda kalır. Ne yapacağını bilmez...Birini çözmeye çalışırken diğeri aklına takılır. Diğerine geçmişken diğeri...

Örneğin aynı anda hayatınız için önemli olna 3 kararı düşünmek zorunda kaldığınızı; evleneceğiniz adam yada kadını seçme arefesindesiniz, eğitiminiz ile ilgili ciddi bir çalışma yapmanız gerekiyor, işiniz de önemli bir görev yükümlüğünüz var...

Ne yapılır böyle bir durumda üçüde hayatınıza dair önemi her biri kendi kefesinde tartınızı dibe çeken, aynı kefeyede koyulmayan üç tercih..

Ve insan bütün bu muamma halinde karmaşık durumundan nasıl başarıyla çıkabilir? Çok ciddi bir azim, herbirini ayrı ayrı değerlendirecek bilinç ve zaka, hassasiyet ve yakın desteği...

Ve Türkiye...bu vatan benzer bir sahneyle karşı karşıyadır. Bir kazana birbirinden önemli konular koyulmuştur, kaynatılmaktadır. Yükümlülüğümüz çok ağırdır, tepkilerimiz çok önemlidir. Bireysel karar verme süreçlerimizde yaşadığımız tüm hassasiyeti vatanımız için almak durumundayız.

Diretilen, kaşınan bu konular karşısında kuvvetli bir irade sergilememiz gerekmektedir. Sorunların köküne inilmelidir. Diretilen sorunlar (sorun olmayan meseleler) görmezden gelinmelidir ve tek başına hareket edilmelidir. Küreselleşme sadece bir aldatmacadır. Bizim bizden başka dostumuz yoktur.

Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir....Mustafa Kemal Atatürk

.....

Kısa bir ara...

DİL BAYRAMI

75. Dil Bayramı kutlanıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Dil Kurumunun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği doğrultusunda bundan yetmiş beş yıl önce, 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan Birinci Türk Dili Kurultayı’nın açılış günü olan 26 Eylül, ülkemizde Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır (http://www.tdk.gov.tr/).

Bayramımız kutlu olsun. Umarım Türkçe tüm endamı ve zenginliği ile önce ülkemizde nihayetinde dünya üzerinde hak ettiği yeri alır.

"Türk ulusunun dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk ulusu için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk ulusunun geçirdiği bunca tehlikeli durumlarda ahlakının, geleneklerinin, anılarının, çıkarlarının, özetle bugün kendi ulusallığını yapan her şeyin dili aracılığıyla korunduğunu görüyor. Türk dili Türk ulusunun kalbidir, belleğidir." (http://www.dildernegi.org.tr/)
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


AŞK...*

Diri aşk, ruhta ve gözdedir.
Her anda goncadan daha taze olur, durur.
O dirinin aşkını seç ki; bakidir ve canına can katan içkiden sana sakilik eder.

*Hz. Mevlânâ

KADIN*

Tanrı 6.günün geç saatlerine kadar kadını yaratmakla meşguldü... Bir melek yanına yaklaştı ve: “Neden bu seferkine bu kadar zaman harcıyorsun?”dedi. Tanrı yanıtladı: “Onu nasıl yarattığımı öğrenmek ister misin?" “O, yıkanabilir, ama plastikten değil, 200’den fazla oynar ekleme sahip ve her çeşit yemeği yapabilir, kalbinde birden çok çocuğa yer verebilir, incinmiş dizden kırık kalbe kadar her şeyi sevgiyle iyileştirebilir ve en önemlisi bunu sadece iki elle yapabilir”. Melek çok etkilenmişti “Sadece iki el....bu imkansız!“ Bu standart bir model mi?! “Bir güne bu kadar emek.... Yarına kadar dinlenin efendim,onu sonra tamamlarsınız“. “Olmaz”, dedi Tanrı. “Eserimi tamamlamaya az kaldı, onun kalbimde apayrı bir yeri olacak”. “O,hasta olduğunda kendi kendisini iyileştirebilir ve günde 18 saat çalışabilir”. Melek, kadına yaklaştı ve ona dokundu. “Ama siz onu çok yumuşak aratmışsınız, efendim” “Evet,öyle", dedi Tanrı, “Ama ayrıca güçlü de yarattım. Onun nelere dayanıp nelerin üstesinden gelebileceğini tahmin bile edemezsin. “Peki düşünebiliyor mu?" diye sordu melek. Tanrı yanıtladı: “Düşünmekle kalmıyor, nedenini sorguluyor ve tartışıyor da." Melek kadının yanağına dokundu.... “Tanrım, bu yaratık su sızdırıyor galiba! Ona çok şey yüklemiş olmalısın.” “Su sızdırmıyor....O gözyaşı” diye düzeltti Tanrı “Ne için?" diye sordu melek. Tanrı yanıtladı: “Göz yaşları onun üzüntüsünün, tasalarının, sevgisinin, yalnızlığının, çektiği acıların, gururunun göstergesi” Bu yanıt meleği çok etkiledi; “Efendim, siz bir dahisiniz. Her şeyi düşünmüşsünüz. Kadın gerçekten muhteşem!" Evet öyle! Kadınların erkekleri şaşırtan güçleri var. Sıkıntıyla başa çıkabilir ve çok ağır yükleri taşıyabilir. Mutluluğu, sevgiyi ve zekayı elinde tutar. Çığlık atacak hale geldiğinde gülümser. Ağlayacak gibi olduğunda şarkı söyler, mutlu olduğunda ağlar ve korktuğunda kahkaha atar. İnandığı şey uğruna savaşır. Adaletsizliğin karşısındadır. Yeni çözüm önerilerine her zaman açıktır. Ailesi için canını feda etmeye hazırdır. En kötü anında dostunun yanındadır. Sevgisi koşula bağlı değildir. Çocuklarının başarılarıyla sevinç gözyaşı döker. Arkadaşlarının başarısıyla gururlanır. Doğum ve evlilik haberleri onu dünyanın en mutlu insanı yapar. Bir akrabası veya arkadaşı öldüğünde yüreği kan ağlar. Fakat, kendisinde hayatla mücadele edecek gücü bulur. Bir öpücüğün bir kucak açışın kırık kalpleri iyileştireceğini bilir.

Çeviren (translated by): Serdar Fırat
*Alıntıdır.

Yaşlılık...

Bütün bu belirtilerle yaşlılık ömrümüz oldukça görüp geçireceğimiz bir süreç.


*Hz. Mevlânâ insanın hayat sonbaharındaki bu trajik görüntüyü bu durumla kıyaslayıp biraz daha derinlerden kurgulayarak şunları söyler:


Parıltısı (gençken) aya benzeyen yüz,
Yaşlanınca kertenkele sırtına döner.
Parıl parıl (gençken) parlayan o saç o baş
Yaşlılıkta berbatlaşır, saçlar dökülür çıplak kalır
Bir zamanlar naz ve eda ile salınan
Mızrak gibi o dümdüz o boy pos
Kocalıkta bükülür iki büklüm olur
Yay gibi eğilir de iki kat olur.
Lale renkli yüz yaşlılıkta safrana döner sararır
Aslan gibi güçlüyken tükenir takatsiz kalır.
Güreşip bir hiyleyle pehlivanları tuşa getirirken
Şimdi yolda yürürken koluna girip yardım ederler
Bunlar hep gam alameti, pörsüme nişanesi
Gerçek şu ki; bunların her biri ölümün habercisidir....

*Alıntıdır.

Yaşlanmayı ancak ihtiyarlamamayı diliyorum ve sizleri bu süreci anlamaya, düşünmeye, yorumlamaya...çağırıyorum.

Tatile özlem

Ya nedendir bilinmez, bir yolculuk istiyorum bööyle uzaklara gitmeliyim. Ama öyle git diyecekler gitcem öyle değil. Ben yüreğimin götürdüğü yere, ben istediğim için gitmeliyim. Birde yanlız gitmemeliyim tabi, sevdiklerimle olmalıyım. Bütün kaygılarımdan uzaklaşmış olmalıyım. Huzur bulmalıyım. Başka bir örnek yoktur benim gibi iznini geçireceği zamanı başka bir şeye programlamış olsun...Acemilik işte şu yapacaklarımdan bi kurtulayım ne tatil planlayacağım ben bile inanamayacağım buna... Kendimi şaşırtcağım o günleri dört gözle bekliyorum. Gelecekte bir gün gelecek.

Türk Yıldızları Niçin Özel?*
Dünyada sekiz süpersonik uçakla gösteri yapan tek akrotim olduğu için,
24 Ağustos 2001 tarihinde Bakü/Azerbaycan’da gerçekleştirdikleri;bir milyondan fazla seyircinin izlediği gösterileri ile bu alanda bir rekora sahip oldukları için,
Türk Hava Kuvvetleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri adına Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen kurulan tek akrotim olduğu için...





30 Ağustos Zafer Bayramı herkese kutlu olsun... bu kutlu ve mutlu günde yine çok duygulandım. Onur duydum. Beni en çok etkileyen bu şanlı tarihin 85. Yıl Dönümünde Ordumuzun gücüne bir nebzede olsa tanık olabilmekti.

Ve gösteriler...Türk Yıldızları! Çok etkileyiciydi. Herkese istikbalin göklerde olduğunu kanıtlayan, bu dehaları izlemeye davet ediyorum.
Lütfen siteyi ziyaret edelim...

:)

Şüphesiz

Bir manzara konuşamayan, duyamayan, yürüyemeyen, ölümünü bekleyen ve gülemeyen insanlarla dolu bir yer düşünün. Genci, yaşlısı, çocuğu... hiç farketmeyen bir yer. Böyle bir yerin çıkışında durdum ve silkindim.

Ne acıdır ki yaşarken varlığının bile farkına varmadan es geçtiğimiz bir hayat bizimkisi. Ama şöyle bir kafamızı güzergahımızın dışına çevirdiğimizde görüyoruz bütün her şeyi tüm çıplaklığıyla. Zira kapılmışız gidiyoruz. Varıyoruz farkına vay bee! Ne acı... Ne adalet.

Hiç şüphesiz adalet.

Ama bu gibi insanların yanlızlığa mahkum olmayanlarınkinde müthiş bir fedakarlık var. Değmez mi peki, değer tabi ne de olsa yaşamdan eksik alıyorlar alacaklarını. Fedakarlık abi sadece arkalarında değil, yanında önünde, üstünde herşeyin. Ve anlıyorum değerini sığınacak bir kapının olmasının.

Ne kadar körmüşüm, ne kadar sağır ve ne kadar bilmiyormuşum. Bu beni çok düşündürüyor ve şükür demek geliyor içimden. Hissetmek istiyorum iliklerime kadar bunu. İyi ki yaşamda eksiksiz var olduğumu....

Ne yapabilirim diğerleri için, ya da her şeyden önce kendim için. Bir şey yapamamak var ya bitiriyor işte bu beni. Ne fayda tam almak yaşamdan onlar için bir şey yapamadıktan sonra.

Hayat veriyor dersini bana, bi kulaktan girip diğerinden çıka dursun. Öğrenilmeyi hakediyor her safhası.

Ve ben yine istiyorum, bana daha fazla güç versin diye...
Kendim için değil hiç şüphesiz, herkes için.

AYTÜLEEE...

Kocaman öpüyorum seni bitanem.



Yanımda bu çook şirin davetiye...

Tam senlik...:)

Bi ona bakıyom bi fotoğraflarımıza...

Ama varya ne kadar çok istiyorum orada olabilmeyi, belki kınayı kaçırdım amaa düğünde orada olmak istiyorum.

İzmir'e gitmek istiyorum.



Mutluluklar bi tanem...

bendesiz

Yorgunum hemde çok...
Eksik, kimsesiz bendesiz...
Benden içerdeki bende bile yokum.
Nerdeyim,
Kaybetmek istemiyorum...
Arıyorum...

Gül ü ver gitsin...

Çiçeklerden gidiyorum, baktığımda her birinde başka bir detay gözüme çarpıyor. Hepsi birbirinden farklı ve kıymetli bir özenin eseri...

Parmak izi gibi farklı farklı, benzeri olmayan...

İçlerinden gül; en güzeli olsa gerek. Gülün eiçinde peki en güzeli hangisi, bilmiyorum ama ne gerek.

Gül romantik, güzel, saygı, sevgi...zıttı hayal kırıklığı, hüzün, ayrılık hepsine uyan bir bitki.
Güzel için gül güzel... Saygı için gül saygı, sevgi için gül sevgi....Hüzün için gül mutluluk, ayrılık için gül birleşmek....

Koparılsa bile güzelliğini yitirmeyen... güzelliğinden geçmeyen çiçek ve her şeyin cevabının gizli olduğu emek....

Birbirimize gül verelim o da olmazsa gülüverelim, söylenile gelen hoşuma giden bir ifade.

Gülmenin ağlamanın da karşılık bulduğu bir çiçek,

Çiçeklerin efendisi gül, hislerin efendisi gül (:)) ve gül ümse şimdi.

Hikaye 1...Çiçek ve Su

Günün birinde bir çicekle Su karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lazımdır birbirlerini tanımak için. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur. İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, 'Sırf senin hatırın için ey su' diye... Öyle zaman gelirki, artık su da içinde çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur. Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba 'Su beni seviyor mu?' diye düşünmeye başlar. Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Çiçek, suya "Seni Seviyorum" der. Su, "Bende Seni Seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni Seviyorum" der. Su, yine 'bende' der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler.... Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni Seviyorum" der. Su ona "Söyledim ya ben de Seni Seviyorum" der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine... Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya derki;"Seni ben gercekten Seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor cağırır nedir sorun diye... Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden birşey gelmez." Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der. Ve anlamıştır artık su, Sevgiliye sadece "Seni Seviyorum" demek yetmemektedir...

Çalışmak...*

Müzik tarihinin en büyük isimlerinden biri olan Beethoven'ın keman tutuşunu gören müzik öğretmeni onun için 'Müzisyen olamaz! ' demişti...
Margaret Mitchell'in 'Rüzgar Gibi Geçti' adlı romanı tam 38 defa reddedildikten sonra basıldı....
75 yaşında öldüğünde geride 240 bin tablo, resim ve çizim bırakan Pablo Picasso dedi ki: 'Çalıştığımda rahatlıyor ve dinleniyorum. Beni asıl yoran şey hiçbir şey yapmamak ya da gelen anlayışsız misafirleri ağırlamaktır...
Bill Gates mikro bilgisayarları çalıştıran ilk tasarımı 20 yaşında iken tasarladı. Bir arkadaşı ile birlikte Microsoft Şirketi'ni kuran Gates bugün dünyanın en zengin işadamı...
Martin Luther King diyor ki: 'Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelanegelo'nun resim yaptığı, Beethoven'ın beste yaptığı veya Shakespeare'in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup 'Burada işini çok iyi yapan biri var ' desin.'
*Alıntıdır.

DUA*

ALLAH'IM !
BANA ÖYLE BİR GÖNÜL VER Kİ:Bir kuruluşun tepe noktasında yetkili olsam bile, bunu asla başka şekilde kullanmamalıyım. Günlük yaşamda "ben" yerine, daha çok "sen" sözcüğünü kullanabileyim...
BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe, doldursun sarsın çevremi. Hatta düşmanlarımı da sevebileyim...
BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ:Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyim doğanın koşullarına, eşim ve çocuklarımı da mutlu et ki, mutluluğu başkalarına da götürebileyim...
BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:Düşünebileyim, konuşabileyim.
BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ:İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür edenlere; bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim.
BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olabileyim.
BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için karamsarlığa düşmeyeyim, her şeyden aklanmış olarak yaşama yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.
BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, kahrolduğum, varolduğum şu anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim.
BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :Yıllar sonra beni hatırlayanlar "herkese iyilik eden, tüm insanları seven, o düzeyde de sevilen bir kişiydi " diye konuşsunlar ve ben de huzur içinde olabileyim.
Sükûneti bulayım, durabileyim, düşünebileyim...
(*Anonim...)

Şey ve Vakit

Rastlaşmak?
ama tesadüfen mi?
yoksa ....
Hiç bir şey tesadüf değil...

Şuursuzluk, başıboşluk, hesapsızlık yok
olanda,
olacak olanda,
olmayanda...

Her şey vakti gelince olur,
Bir şeyin olması bir diğerinin olmasına zemin hazırlar ya da engeller,
Her şey birbiriyle bağlantılıdır,
Sıkı sıkıya bağlıdır,
Nedeninin sorgulanmasına gerek yoktur,

Bilen bilir...

siyaset ancak böyle zamanlarda...

Tarih 22 Temmuz 2007, günlerden Pazar saat:08.00

Bugün önemli bir gün, bizleri temsil edecek kişileri seçtik.

Aile boyu oy kullandık.
Parmaklarımız boyalı (kim bilir ne zaman çıkacak :)).
Ama gösteriyorum gururla 1 oy 1 oydur.
Bizim için karar verecekleri,
Vatanımızı yönetecek kişileri seçtik.
Türkiye seçimini yaptı.
Ve güne düşülen not,
Vatandaşlarımızın kanaati:
AKP: 340, CHP: 112, MHP: 71, Bağımsız: 27

Umarım o dahiyane özelleştirme politikalarına,
dışarıda nerede durdukları belli olmayan duruşlarına,
içeride birilerinin hoşuna giden dışardanda gıdıklanan şeyleri
kaşıyan davranışlarına bir son verirler...

Zira gidiş; gidiş değil, yol; yol değil! yola gelerek yola devam etmelerini umuyorum.

Millet seçimini yapmıştır. Sonuçlarına katlanılacak.
İnşaalah hayırlı bir sonuçtur bizim için...

BANA NASİHAT "yarın"

Dünün, bugününde bir zamanlar olduğu zaman dilimi yarın...
Bıktım artık her şeyi yarın a yıkmaktan...
Bugünden sonraya atmaktan,
Dünde yapmamış olmaktan da...

Ne bu şimdi, bu ne garanticilik, bi sn. sonrasını bile görme ihtimalimizin düşük olduğu
bu gerçek sonunu bildiğim hipotezin ne olacak sonu....

Yeter artık, kendine gel!
Silkin!

'Yaratılanların en şereflisi olma' nın gereğini yap.
Sen sen ol ve yapman gerekenleri yap....

Yapmak için çok geç olmadan,
zamanının üzerinden yarınlar geçmeden...

Yardım et bana, dünün, bugünün, yarının en önemlisi anın ne demek olduğunu idrak etmeme...

İşte Hayat...

Bir ayna hayat yaşanmışlıkların hep bize yansıdığı, baktığımız an ya da bakanların ancak içinde olabildiği...

Ondan değil mi hayat kırıldı mı tamiri mümkün olamayan... ve kırıklar arasında yansımasını görmek istemeyen insanoğlu...
Ve tersi herşeyin...görünen ve bakılan sağlam bile olsa...

Koca bir yap-boz aynadan, her parça bir hayat ama görünenin aksine görünmeyeni barındıran...
Kim kime dum duma...
Bir oyun bir ayna hayat işte hayat.

Daha Yeni Kayıtlar Ana Sayfa