HZ. MEVLANA DER Kİ:

Madem ki insansın,
Madem ki yaşıyor, duyuyor, düşünüyorsun.
Büyük hakikati bulmak için
Gönlünün idrakini duyacaksın.
Gönlünü şiirlere, sazlara söyleteceksin.
Bütün bunlara söyletemeyecek sırların varsa susacaksın...



içimden geldi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içimden geldi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yazıyorum, o halde varım....

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba...
Bloğumu kimsesiz hissettim...onu yalnız bırakmayayım dedim...
Sevgili "Blog", yazıyorum o halde varım ve yine yazıyorum o halde varsın...

...


Kutlama

Memleketime çoktan bahar gelmiştir
Başakları şimdiden göğe ermiştir
Dağlarını gelincik basmıştır
Yer, gök ve yürek çiçek açmıştır
Kirazlar olmadan tez vakitte
Asmanın sürgün veren dallarında
Nergisin, zerenin taç yapraklarında
Seninle baharı kutlamaya geliyorum başımı omzuna yaslamaya
Hayata yeniden başlamaya
Bağında, bahçende, pınarlarında
İçimi yıkamaya geliyorum
Caddelerinde kızlarla oğlanlar
Oynaşıyordur şimdi, ah! hem de nasıl
Başlayan, biten, tazelenen aşklar
Başlıyor ömrümüzde yeni bir fasıl*

*Sezen AKSU

Nev Bahar...

Bir tomurcuk çığlığıydı bahar,
Haykırdı ve açtı kat kat, renk renk;
Boyadı etrafı pembelere...
Bir kız çocuğuydu bahar,
Giydirmişti annesi tepeden tırnağa onu...
Pembeydi çocuk, yanaklar pembe...pabuçlar pembe, lila...
Ve uyanmaktı bahar,
Uyanmasaydı yeşilin, mavinin, morun ve de uykudaki tüm renklerin...
Şimdi derin bir nefes almalı,
Çekmeli içimize bu havayı ve tüm zerrelerini...
Yine geldi bahar,
Nev bahar...

"yeni" üzerine

Yakalanan her yeniyle bırakırız geriye eskiyi;
Yeni olan "gün"dür, bırakırız eski günü,
Kimi zaman "yaş"tır, bırakırız eski yaşı...
Kimi zamansa bize ait olanlardır, bırakırız eskiden bizim olanları...
Aslında yeni olan her nefestir...
Ve bırakırız onlarıda bir..bir geriye...

Bana Yalan Söylediler*...

Bir aleme indim yalnız,
Yerde toprak, gökte yıldız.
Bir yan susuz bir yan deniz.
İki el, bir baş verdiler,
Bir çift göz ağlar da güler.
Dört bir yanda benim gibiler.
Doğru söz içinmiş diller,
İşte kalbin sev dediler.
Bana yalan söylediler,
Bana yalan söylediler;
Kaderden bahsetmediler.
Varsın böyle geçsin ömrüm,
Neşeyle dolsun bari her günüm.
Hani benim sevdiklerim?
Hani gönül verdiklerim?
Hasret gider, ben giderim.
*Semiramis PEKKAN

Gülmek ister...
dilde dudakta yüzde değil...
gözde ve yürekte en derinde...pi yanım gülmek ister...
Gitmek ister...
dilde dudakta yüzde değil...
bütün ben, elde avuçta kalan ben...nar yanım uzaklarda...
eksik gülmeler de gitmelerde sensiz...
hele bide kalırsa bütün benlik uzaklarda ne gülmek fayda verir ne ağlamak...
ondan ya...pi yanım gülmek ister...nar yanım uzaklarda...

Adım adım...

Anlatılmaz...

Her adım yürek istiyor...
Lütfedilmiş bir sevgi...
Hiç ayrılmamak istiyor...
Paylaşılmaz...
Ömre bedel...muhabbet...
Akla sığmaz...
Bir hayal tam ortasında gerçek...
Seyredilmez...
Daha fazla sevmek istiyor...
Lafa söze yer yok...
Sevilmek istiyor...
Adım adım...
Hiç bitmesin istiyor...
Nasılsa büyük olan ilk aşk...
Tükenmez...

Hayrola...


Bir rüya gördüm içinde sen,
yoktun ama 'var'dın aynı zamanda...

Burası bildiğim bir yerler, dolaşıyorum...
ama şimdi git bul deseler neresi bilmem.
Her halde gerçekten görsem,
evet buraya daha öncede gelmiştim detirtecek kıvamda...o derece biliyorum.

Mutlu, mesut yürür, koşar ve yer yerde uçar haldeyim...Yeşil bir yol koştuğum, güzel bir ev içinde yürüdüğüm veee uçarken gördüğüm güzel bir şehir...

Her şey her duyuya hitap ediyor... uyumak istiyorum, bitmesin istiyorum...

'Var'dın ya aynı zamanda (!)...yoksa mutsuz olurdum...
İlla görmek gerekmez, hissetmeli 'var'lığı,
ve de işitmek gerekmez duymalı...

Hayrola diyelim öyle olsun, tatlı rüyalar...

Korkmak...

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor,
kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor,
sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor,
eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor,
reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor,
gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor,
dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

William Shakespeare

Kendin ol...

Yürekli ol,
Söyle söyleyemediklerini...
Ve aç yüreğini sevgilere, kurtul kaygıdan, tasadan...
Bir çiçek ol, kök sal derinlere, mevsiminde aç...
Bekle zamanı gelir her şeyin...
Boğulma sonsuz derinlikler(in)de, içinde...
Kendin ol...

Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol...

Anneme...

Bir incisin anneciğim, eşsizsin,
narinsin, zorsun,
fedakarsın,
Sen her şeysin anne,
bendeki her şey....
gözümsün, kulağımsın, parmaklarımsın...
sen her şeysin anne....
Işıksın anne zarifsin,
güzelsin anne ve gülsün...
Bir incisin anneciğim, benimsin ve
Seni seviyorum iyi ki varsın....

İç sesimden dökülenler

Yakın zamanda beni kendime getiren ve hayata yeniden bir defa bir başka yönden bakmamı sağlayan, bana bugünümü, anımı hatırlatan olaylar yaşıyorum ve iç sesimden dökülenler...

Büyütür merak küçüğü,
sevgi ise büyüğü,
ne küçük kalmak, ne büyük olmak önemli
zaten devingen her şey, geliyor zamanı bir bir,
Geliyor onunda zamanı...
Olgunluktur önemli olan...
Ham...Piş...Yan...

Ve yanlızca yaşanılmıyor sevgi ve merakla,
Küçük büyük, besleniyorsun bütün etrafındaki olanla,
içindeki olanla, görmediğin olanla...
Hep olanla...mı?

Ne diyor şarkı....

Böyle gelmiş böyle
Böyle geçer dünya
Günlerimiz bitecek
Bir gün saya saya

Seneler koşuyor
Gülüp ağlatıyor
Bir yol bak aynaya
Ömrümüz geçiyor
Bir kez bak aynaya
Ömrümüz geçiyor
....

Daha dün çocuktuk
Sokaklarda koştuk
Yarın belki göç var
Bu dünya olamaz ya

Neşe keder hepsi geçer
Bize kar kalan nedir bu dünyadan...

NE DERLER BİLİRSİN!

Gençliğin kıymetini ihtiyarlar,
Huzurun kıymetini huzursuzlar,
Sıhhatin kıymetini hastalar,
Hayatın kıymetini ölüler, bilir.

işin zor be dünya...

Dünya 2008. baskısını çıkardı. En çok satanlarda... okudunuz mu? Ömür geçiyor... çok çabuk geçiyor. Yeni bir ana girmiş olmanın farkında olamayan insan yeni bir 365 gün 6 saate merhaba diyor ve dünya milyarlarca insanı ve canılı cansız tüm barındırdıkları ile taşıyor bütün ağırlığı. Geride bırakılan yıla şöle bir toptan bakılıyor. Ne görüle? koca bir sıfır. Ortada olan şey yenilmek akıp giden zamana. Peki ya bu yıl ne olacak... Bakılmamalı bu yılıda ne olacağını şu an ne yapılıyor? Ne yapılacak bu andan sonra?

Yaşlı dünya ağır yükü ve beklentilerinde sınır olmayan insanı ile. İşin zor be dünya.

Büyümek

Büyümek...
İhtiyaç duyanların yanında olabilmektir
ve artık ihtiyaç duymamaktır birşeylere.
Ve insan büyür ya yanlız ya birlikte birileriyle...
Artık büyümek istiyorum...
Ya da acelemi ediyorum özlenir mi çocukluk?
Bilemiyorum....

Ben kimim?

Öyle bir okul okuyun ki sonunda mezun olunca deyin ki vay bee!
Şehir ve Bölge Planlama böyle bir bölüm...
Plancı? Şehirci? Tasarımcı? Politikacı? Bürokrat? Emlakçı?....hangisi?

Çoğu bölüm mezun olunduğunda kişiyi bir şaşkın halin ortasında bırakır. Çünkü teori ve pratik taban tabana zıttır. Ama bunun farkına varmak için uygulamanın içinde yer almak gerekir.

Bizler şehir plancıları mevzu bahis insan ve o dahil ürettikleri ile yaşadığı yapay çevresi üzerine her ölçekten söz söyleme hakkına sahip kişileriz. Bu o kadar mukaddes ve keyif verici bir olay ki, yani siz bu organizmanın yani "şehir"in üzerindeki tüm müdahalelerde söz sahibisiniz.

Şehir... ve insan şehiri yapar... Bazen bir köşesinde huzur bulduğunuz yerdir ondaki, bazense sevincimizi çoşkuyla kutladığımız yerdir.... Ve bizler, her neresinden tutuyorsak bu işin koymaktır yerli yerine her şeyi.

Bir oyundur şehir,
parçalarını istediğin yere koymaktır,
özgürlüktür şehir,
nereye götürdüğünü bilememektir.
Ve bendir şehir,
kendini keşfekmektir.

Anlamıda değişir şehirin....Okumak vardır şehiri...ve ben yazmalıyım şehri....
Ama önce bakmalıyım keşfetmek için bana....ben kimim diye? sonra anlamalıyım....

Ya sence nedir şehir? ve sen kimsin?

insan ve vatan

İnsanların bazen kritik kararlar vermek zorunda oldukları haller olur. Bir çok konunun ve herbiri için verilmesi gereken kararlar dönemi. Böyle bir durumda ne yapılır önüne gelen ve her biri başka bir telden çalan bu konulara yerinde hamlelerle müdahale etmek durumunda olan insanoğlu zor durumda kalır. Ne yapacağını bilmez...Birini çözmeye çalışırken diğeri aklına takılır. Diğerine geçmişken diğeri...

Örneğin aynı anda hayatınız için önemli olna 3 kararı düşünmek zorunda kaldığınızı; evleneceğiniz adam yada kadını seçme arefesindesiniz, eğitiminiz ile ilgili ciddi bir çalışma yapmanız gerekiyor, işiniz de önemli bir görev yükümlüğünüz var...

Ne yapılır böyle bir durumda üçüde hayatınıza dair önemi her biri kendi kefesinde tartınızı dibe çeken, aynı kefeyede koyulmayan üç tercih..

Ve insan bütün bu muamma halinde karmaşık durumundan nasıl başarıyla çıkabilir? Çok ciddi bir azim, herbirini ayrı ayrı değerlendirecek bilinç ve zaka, hassasiyet ve yakın desteği...

Ve Türkiye...bu vatan benzer bir sahneyle karşı karşıyadır. Bir kazana birbirinden önemli konular koyulmuştur, kaynatılmaktadır. Yükümlülüğümüz çok ağırdır, tepkilerimiz çok önemlidir. Bireysel karar verme süreçlerimizde yaşadığımız tüm hassasiyeti vatanımız için almak durumundayız.

Diretilen, kaşınan bu konular karşısında kuvvetli bir irade sergilememiz gerekmektedir. Sorunların köküne inilmelidir. Diretilen sorunlar (sorun olmayan meseleler) görmezden gelinmelidir ve tek başına hareket edilmelidir. Küreselleşme sadece bir aldatmacadır. Bizim bizden başka dostumuz yoktur.

Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir....Mustafa Kemal Atatürk

.....

AŞK...*

Diri aşk, ruhta ve gözdedir.
Her anda goncadan daha taze olur, durur.
O dirinin aşkını seç ki; bakidir ve canına can katan içkiden sana sakilik eder.

*Hz. Mevlânâ

Yaşlılık...

Bütün bu belirtilerle yaşlılık ömrümüz oldukça görüp geçireceğimiz bir süreç.


*Hz. Mevlânâ insanın hayat sonbaharındaki bu trajik görüntüyü bu durumla kıyaslayıp biraz daha derinlerden kurgulayarak şunları söyler:


Parıltısı (gençken) aya benzeyen yüz,
Yaşlanınca kertenkele sırtına döner.
Parıl parıl (gençken) parlayan o saç o baş
Yaşlılıkta berbatlaşır, saçlar dökülür çıplak kalır
Bir zamanlar naz ve eda ile salınan
Mızrak gibi o dümdüz o boy pos
Kocalıkta bükülür iki büklüm olur
Yay gibi eğilir de iki kat olur.
Lale renkli yüz yaşlılıkta safrana döner sararır
Aslan gibi güçlüyken tükenir takatsiz kalır.
Güreşip bir hiyleyle pehlivanları tuşa getirirken
Şimdi yolda yürürken koluna girip yardım ederler
Bunlar hep gam alameti, pörsüme nişanesi
Gerçek şu ki; bunların her biri ölümün habercisidir....

*Alıntıdır.

Yaşlanmayı ancak ihtiyarlamamayı diliyorum ve sizleri bu süreci anlamaya, düşünmeye, yorumlamaya...çağırıyorum.

Önceki Kayıtlar Ana Sayfa