Madem ki insansın, Madem ki yaşıyor, duyuyor, düşünüyorsun. Büyük hakikati bulmak için Gönlünün idrakini duyacaksın. Gönlünü şiirlere, sazlara söyleteceksin. Bütün bunlara söyletemeyecek sırların varsa susacaksın...
İçi boş,benzi sararmış, ona āşıktır māye, Derd-i hicrān ile inler eder âh leylâye. Arzeder hıçkırarak aşkını hep mevlâye, Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Bu cihānın ötesinden geliyor nağmeleri, Kanatır sîneyi, kalbi, deler elbet ciğeri. Erişir mi buna kudret, buna insan hüneri, Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Bu ne aşkın, bu ne derdin, bu ne mestin sesidir, Bu ne tizin, bu ne evcin, bu ne pestin sesidir. Bu ezelden geliyor, bezm-i elestin sesidir, Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Arşa çıktıkça bu ses, sanki felekler tutuşur, Melekûtun tabakâtında melekler tutuşur. Yayılır nefhası āfāka yürekler tutuşur, Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Alalı sırrı ezelden tutuşur bağrı yanar, Ayrılıklarda yananlar acaba neyle kanar? “Erinî” derken o cānâna hep eczāsı kanar, Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Bu kesik nevhā nedir, āh meâlin mi senin? Nefesin mi,ya sesin mi, ya cemâlin mi senin? İnleten nāyi firâkın mı, visālin mi senin? Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Onu almaz ne semâlar, ne bu dünyā ve o nūr, Neyin esrārına sinmiş bu ne hikmet konuşur. Yine hicrān ile inler, bu ne mâtem ,bu ne sûr? Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Alevin gözyaşıdır bu, susuyor şimdi sesi, Ağlıyor aşk ile ālem, budur aşkın hevesi. Sanırım can veriyor ney, sönüyor son nefesi, Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Sönüyor takatı bitmiş, dayanılmaz bu deme, “Len terānî” ile mecrūh ve doymaz eleme. Her ne söylerse o haktır onu artık dileme, Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye
NEY MANZÛMESİ
İçi boş,benzi sararmış, ona āşıktır māye,
Derd-i hicrān ile inler eder âh leylâye.
Arzeder hıçkırarak aşkını hep mevlâye,
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Bu cihānın ötesinden geliyor nağmeleri,
Kanatır sîneyi, kalbi, deler elbet ciğeri.
Erişir mi buna kudret, buna insan hüneri,
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Bu ne aşkın, bu ne derdin, bu ne mestin sesidir,
Bu ne tizin, bu ne evcin, bu ne pestin sesidir.
Bu ezelden geliyor, bezm-i elestin sesidir,
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Arşa çıktıkça bu ses, sanki felekler tutuşur,
Melekûtun tabakâtında melekler tutuşur.
Yayılır nefhası āfāka yürekler tutuşur,
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Alalı sırrı ezelden tutuşur bağrı yanar,
Ayrılıklarda yananlar acaba neyle kanar?
“Erinî” derken o cānâna hep eczāsı kanar,
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Bu kesik nevhā nedir, āh meâlin mi senin?
Nefesin mi,ya sesin mi, ya cemâlin mi senin?
İnleten nāyi firâkın mı, visālin mi senin?
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Onu almaz ne semâlar, ne bu dünyā ve o nūr,
Neyin esrārına sinmiş bu ne hikmet konuşur.
Yine hicrān ile inler, bu ne mâtem ,bu ne sûr?
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Alevin gözyaşıdır bu, susuyor şimdi sesi,
Ağlıyor aşk ile ālem, budur aşkın hevesi.
Sanırım can veriyor ney, sönüyor son nefesi,
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye!
Sönüyor takatı bitmiş, dayanılmaz bu deme,
“Len terānî” ile mecrūh ve doymaz eleme.
Her ne söylerse o haktır onu artık dileme,
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlânâye
Yaman Dede
HİS dedi ki...
19 Aralık 2008 12:17